Atatürk, asla bizden başkası değil, daha çok bizden biridir!

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Büyük olarak tanımladığımız adamlar, madde ve mananın bu perspektifine dikkate değer bir örnek vermektedirler.

Turgut Fethi, “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri” adlı eserinin önsözünde “Objenin, kendinden uzaklaştıkça küçüldüğünü, yaklaştıkça büyüdüğünü görürüz. Madde ile mananın ayrıntısı bu görüntüdedir. Madde, kendinden uzaklaşıldığı zaman küçüldüğü halde, mana; kendinden uzaklaşıldıkça büyümektedir.” gibi bir felsefi bakışla madde ile manayı karşılaştırıyor. Atatürk yaptıkları ve yaşamıyla ezel anasından ölmemek üzere doğan, tarih ve insan hafızasına silinmeyen mürekkeple nakşedilen, mana yönü daha ağır basan bir lider ve tarihi şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Turgut Fethi’nın bu görüşüne dayandırdığı asıl vurgulayıcı görüşü ve tespitini şu şekilde ifade ediyor: “Büyük olarak tanımladığımız adamlar, madde ve mananın bu perspektifine dikkate değer bir örnek vermektedirler. Atatürk’ün ölümünden bu yana birbiri arkasına sıralanan yıllar gerisinde gittikçe büyümesi, onun mana planındaki gerçek değerini işaretlemektedir. Mana plânında bu yeri almış olmayanlar, madde plânında kalacakları için, onlar her gün bir parça daha geriye iten zaman içinde, büyüyemeyecekler, küçülecekler hatta unutulacaklar, yok olacaklardır. Büyük adamı, ne filozof Nietche’nin büyük adam tarifi, ne Shopenhaur’ın büyüklük kompleksi çerçevesinde mütelâa etmek istiyoruz. Büyük adam için bizim yapacağımız tanımlama, ‘yakından herkes gibi, uzaktan kendi gibi’ olan kişi şeklinde olacaktır.” diyor.

Neyse, “Büyük adam konusu, zamanımıza kadar düşünürlerin tartışmalarının sebebi olmuştur. Büyük adam vardır veya yoktur.”

Ancak Atatürk dediğimizde onun yaptığı ve tarihin kaydettiği büyük işler, toplumu etkilemiş önemli fikirler vardır ve bunlar ortadadır.

Çalışmalarıyla, icraatlarıyla, yaptıkları ve eserleriyle büyüktür Atatürk

Atatürk de adının yanına, ‘büyük’ sıfatı konmasa bile yaptığı ve başardığı büyük işler ve büyük eserler onun büyüklüğüne şahitlik edecek ve Atatürk icraatları sayesinde “büyük” olarak ortada kalacak nadir kişilerden bir olduğu idrak edilecektir.

Kendi varlığıyla tabiî olarak büyük olan adamlara, büyüteçlerle bakıp onu gereğinden büyük göstermeye çalışmak da, negatif taraflarını arayan eleştirel bakışla ya da dürbünün ters tarafı ile izleyen müşkülpesentler hep olacaklardır.

Büyük insanlar, kendi doğalığında kul olmanın verdiği bilinçle onlara yakından baktığımızda herkes gibi olağan, içimizden bir olarak görülürler; ama yaptıklarıyla, eserleriyle kendi doğalığıyla uzaktan baktığınızda başkalarına benzemeyecek kadar dikkat çekici ve mana yüklü bir kişi olduğu görülecektir.

Atatürk Allah’ın takdiriyle büyük işler, büyük icraatlar yapmak ve büyük eserler bırakmak için bu dünyaya gelmiştir.

Atatürk gibi doğal olarak önce Allah’ın takdiriyle büyük işler, büyük icraatlar yapmak ve büyük eserler bırakmak için bu dünyaya gelmiş kişileri önce insanlığından soyarak küçültmeye çalışanlar da, tersine-insanüstü yaparak kutsileştirenler de gerçekçi değillerdir, olmazlar da.

Atatürk’e on iki yıl gece, gündüz, günün yirmi dört saatinde hizmet etmiş Cemal Granda’nın bu anıları, onu insan sözlüğünün anlamı içinde, pek güzel canlandırmaktadır. Onun hakkında yazılmış bütün anılardan bu kitabın değişik olması nedeni budur.

Atatürk, sadece nutuklardaki, bayramlardaki, merasimlerdeki Atatürk değil, Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı, Türk milletinin içinden çıkmış fani Mustafa Kemal’i de görebilmeliyiz.  Onun iç dünyasındaki büyük yalnızlığı, hassasiyeti, taşkın duyguları, davranışları, sitemleri, neşesi ve üzüntüleriyle, insanlık realitesinin herkes gibi onda da yansımasını bulmayız. Gerçekte de Atatürk’ün büyüklüğünü süsleyen, onun aramızdan biri olmasıdır.

Atatürk, asla bizden başkası değil, daha çok bizden biridir!

Tenis maçı izlerken, yüzerken, sahilde kumda otururken, kürek çekerken, at binerken, konser izlerken, zeybek oynarken, dans ederken, heykel incelerken, salıncakta çocuk gibi gülerek sallanırken ve hatta hayvanlarla, çocuklarla, genç kızlarla, delikanlılarla, cephede askerleriyle, komuta kademesiyle, köylülerle, şairlerle, yazarlarla, sanatçılarla fotoğrafı var. Kıyafetleri, ayakkabıları ve bütün zarafetiyle dünya moda ikonu…

Atatürk’ Nerden Bakarsan Bak Madde İle Mana Arasındaki O Farkı Hissediyorsun

Nerden bakarsan bak madde ile mana arasındaki o farkı hissediyorsun; uzaktan baktığında bile büyüklüğü tecessüm ediyor.

Sonra düşünüyor, idrak ediyor ve Allah’a şükrediyorsun’

Ve sonra iştiyakla; “Aman Allah’ım!” diyorsun, “Nasıl bir ruh üfledin de çıtayı en üste koydun bu kulunla!..”

Oldu, bütün dünya gördü Atatürk’ün büyüklüğünü ve halen de görmekte!

Sonra dudaklarından kendiliğinden şu kelimeler dökülüyor; “Bu kadar mükemmel ve güzel bir insan, bir milletin topyekûn “Ata” kabul edeceği ve adını “Atatürk” koyabileceği örnek bir insan nasıl olabilir?” diyorsun, kendi kendine içten bir duyguyla… Ama oldu, bütün dünya gördü büyüklüğünü ve halen de görmekte!

Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp ebediyete intikal etmiş asla bizden başkası değil daha çok bizden biri olmuş Atamız var!

Dua etmişliği de var, vaaz vermişliği de. “Bana yeniden üniformamı giydirtmeyin!” deyip ültimatom vermişliği de var. Tek bir ağacı kesmemek için koca köşkü yürütmüşlüğü de var, bozkır Ankara’ya Atatürk Orman Çiftliği’ ni kurmuşluğu da…  Kalbine kurşun yemişliği de var ülkesi için; savaştan savaşa koşmuşluğu da. Yirmi iki yıl, rakamla da yazıyorum, tam 22 yılını cephede geçirmişliği, o güzelim ayaklarını asker potinlerinden çıkarmamışlığı, askeri tayınını yemeden sofraya oturmamışlığı da var; birçok ülke liderini sofrasında ağırlamışlığı da var.

“Evde yiyecek kalmadı oğul”

Ama ne acıdır ki “Evde yiyecek kalmadı oğul” diye mektup yazan anacığına: “Bu para Milli Mücadelenin parasıdır. Vatanı kurtarmak için topladık, konunun ehemmiyeti büyük, size şu an para gönderemem anacığım, şimdilik evdeki halıları satın” demişliği de var. Ve tarihin görüp göreceği en yoksul, en çaresiz savaşlarından birinde “Geldikleri gibi giderler” demişliği de var. Ömrünü, emeğini, aklını, sevgisini milletine verdiği gibi, tüm malını mülkünü de milletine bağışlayıp geçmiş asla bizden başkası değil daha çok bizden biri olmuş Atamız var!

Unutmayalım; bir manadır, Atatürk!

Madde dediğimiz şey, kendinden uzaklaşıldığı zaman küçülür; ama mana dediğimiz şey öyle değil, mana kendinden uzaklaşıldıkça büyür.

Ezel anasından ölmemek üzere doğan, millet ve tarih hafızasına silinmeyen mürekkeple yazılan manevi değeri haiz bir manadır, Atatürk! Asla bizden başkası olmayan daha çok bizden biri olan bir manadır, Atatürk!


Bir yorum yazın


İçindekiler