Dil canlı bir varlıktır.

Dili canlı bir varlı olarak ifade ederken dilin sürekli değişimde olduğu göz önüne alınarak söylenmiştik.

Dil Canlı Bir Varlıktır

Dil canlı bir varlıktır.

Dil canlı bir varlıktır.

Dili canlı bir varlı olarak ifade ederken dilin sürekli değişimde olduğu göz önüne alınarak söylenmiştik. Bu değişim bazen olumlu olur bazende dil için bir tehdit oluşrurabilir.

Dilin Canlı Kalmasını ve Değişmesini Sağlayan Faktörler:

  • Savaşlar,
  • İşgaller
  • Emperyalizm,
  • Teknoloji,
  • Bilimsel Faaliyetler,
  • Kültürel yakınlıklar,

Dilimizi gelecek nesillere aktarırken dili canlı tutmak gerekir. Dilin kurallarını iyi bilmeli, emperyalizmin en önemli silahlarından birisi olan dili değiştirme tehdidine karşı dirençli olunmalı ve kültürel değerlerimizi daima korumalıyız. Ayrıca bilimsel çalışmaları ve teknolojik gelişmelerin merkezinde olunarak, yeni kavramlara isimlerini kendi dilimizde vermeliyiz. Bunun dışında bizim dışımızda gelişen bilimsel ve teknolojik bazı eşya ve kavramlara çabuk bir şekilde karşılık bulunulmalı.

Yazımıza son verirken tekrar vurgulamakta fayda var. Dil canlı bir varlıktır. Onun gelişimine, kendini devam etmesine yardımcı olalım. Onu başka dillerin boyunduruğuna sokmayalım.

Dilin özellikleri açısından diğer bir ilekemiz “Dilin sürekli değişim ve gelişim içinde olan canlı bir varlık olması” konusudur. Her dönemde toplumun gereksinimlerine cevap verecek yeterliliğini sürdürebilmiştir.

WillhelmvonHumboldt’un da belirttiği gibi dil bir eser  (ergon) değil bir faaliyettir (energia.) Dil eğer “eser” olsaydı, yaratıldıktan sonra bir değişikliğe uğramaması, çıktığı şekliyle kalması gerekirdi. Fakat dil unsurları, sürekli bir değişim ve gelişim içerisindedir. Türkçenin VIII. yüzyıla ait verileriyle bugünkü metinlerini karşılaştırdığımızda ortaya çıkan farklılıklar, dilin canlı ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Bu farklılıkları; ses, şekil bilgisi ve söz varlığı olmak üzere üç grupta incelemek mümkündür: İşte VIII. yüzyılda “edgü” şeklinde gördüğümüz sözün tarihî macerası: edgü VIII. yüzyıl >eygü XII. yüzyıl > eyyü XIV. yüzyıl > eyü XVI. yüzyıl > eyi XVIII. yüzyıl > iyi XX. Yüzyıl

Şimdi de Orhun Abideleri’nden alınmış şu cümleleri inceleyelim:“Tengritegtengridebolmış Türk Bilge Kagan bu ödkeolurtum. Sabımıntüketieşidgil.”

Tengri > “Tanrı”, “gök” “tengride” “gökte”; teg > “gibi”: Bugün bu edatın yerini Türkiye Türkçesinde “gibi” edatı almıştır. Fakat “teg” değişik türevleriyle diğer Türk Şiveleri ’nde kullanılmaya devam etmektedir; bolmış > “olmuş”: Bol- haliyle diğer pek çok şivede yaşamaya devam etmektedir.;ödke > “zamanda”: Öd: zaman; -ke yönelme hali. Bugün -a, -e olan ek, Orhun Abideleri’nde –ka, -ke şeklindedir; olurtum > “oturdum”: Hükümdar oldum, tahta oturdum; sabımın > “sözümü”: Sab, sav yani söz demektir. Bugün savcı kelimemizde hâlâ yaşıyor. ( -b > -v değişimi ile); tüketi  > “tamamını” (yani tüketerek, tamamlayarak, hepsini); eşidgil  > “işit”  (e – > i- değişimi ile)

Dil canlı bir varlıktır..

(1) üze kök teñri asra yagız yer kılıntukta ikin ara kisioglıkılınmıs. kisioglınta üze eçümapamBumınKagan, İstemi Kaganolurmıs. olurupan Türk bodunuñ elin törisin tuta ebirmıs. (2) törtbuluñ kop yagıermıs, süsülepentörtbuluñdakıbodunug kop almıs, kop baz kılmıs, başlıgıgyüküntürmis, tizligigsökürmis. ilgerüKadırkanyışkategi. kerüTemirKapıgkategi, konturmıs ekin ara

(1) Üstte mavi gök (yüzü) altta (da) yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğulları yarati1mış. İnsanoğullarının üzerine (de) atalarım dedelerim Bumin Hakan (ve) İştemi Hakan (hükümdar olarak) tahta oturmuş. Tahta oturarak, Türk halkının devletini (ve) yasalarını yönetivermiş, düzenleyivermişler. (2)Dört bucak hep düşman imiş. Ordular sevk ederek, dört bucaktaki halkları hep almış, hep (kendilerine) bağımlı kılmışlar. Baslılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüşler. Doğuda Kingan dağlarına kadar, batıda Demir Kapı’ya kadar (halklarını) yerleştirmişler. (Bu) iki (sınır) arasında


Bir yorum yazın


İçindekiler